11 Mayıs 2011 Çarşamba

HÜRRİYET - TÜRKİYE'NİN AÇILIŞ SAYFASI

HÜRRİYET - TÜRKİYE'NİN AÇILIŞ SAYFASI

2 Şubat 2011 Çarşamba

ŞİLE KUMBABA TERMAL KUMLAR BÖLGESİ

KUMBABA TERMAL KUMLAR BÖLGESİ
Mucize bu olmalı…
Biz, pek farkında değiliz ama Tabiat ana bu mucizeyi de Şile’ye vermiş.
O mucize ki, binlerce yıldır orada. Hemen bir adım ötemizde öylece duruyor.
Oysa… Bizans İmparatorları 1500 Yıl önce Kumbaba Termal Kumlar bölgesinin farkındaydılar.

Teodosius, Justinianus ve eşi Teodora, Konstantinos, Commones… ve diğer İmparatorlar, Haziran ve Temmuz ayları süresince Saray gemisi ile aileleri ve hizmetkarları olmak üzere, Kumbaba’ya gelip orada, müzik, şarkılar eşlinde yer, içer, çeşitli eğlenceler düzenleyip hoşça vakit geçirirler, güneş ve kum banyosu yaparlar, tekrar deniz yoluyla saraya dönerlerdi. Kum banyosu yaptıkları bölgeye de Kum Hamamı derlerdi.
Muhtemeldir ki, bu seferler, Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethine kadar sürmüştür.

1640 Yılında Şile’yi ziyaret eden Evliya Çelebi, Şile’nin yapısı ve Şile ahşap evlerinden söz ederken Kumbaba’dan da bahsetmiştir.
Kumbaba’ya ismini veren kişinin gerçek adı bilinmemekle beraber, uzun yılları geçirdiği Mısır’da, Babil ve Mısır’lıların kendilerini kum banyoları ile tedavi ettiklerini gözlemlemiş, bu durumu Osmanlı ülkesine döndüğünde yıllarca araştırmış ve Şile Kumbaba’ın “FİZYOTERAPİ” için en uygun bölge olduğunu anlamıştır.
Yedi kardeşten biri olan bu araştırmacının mezarı şu an itibariyle etrafı basit şekilde duvarla çevrili olarak Kumbaba Termal Kumlar Tepesindedir…!

Yakın tarihimizde Şile’de yaşayanlar ve namını duyup da başka memleketlerden gelen insanlar da kumlardan yıllarca istifade etmişlerdir.

Üsküp’ten mübadele esnasında Şile’ye göçüp gelmiş 70’li yıllara kadar,
Kumbaba tepesinin güney düzlüğünde “Teke Pınarı ve Kaynarca Pınarı’nın” karşısında bahçıvanlık yapan Arnavut Beyazıt Ağanın oğlu, Arnavut Abdullah ve oğlu Arnavut Faik’ik ürettiği, domates, biber, patlıcan, salatalık, karpuz… Fizyoterapi için gelenlere bir nevi aşevi vazifesi görmüş, özellikle uzaktan gelip de hafta boyu çadırlarda kalıp, orada tedavi alan hasta ve yakınları için büyük kolaylık sağlamışlardır. Sonraları da Cevizli Kos helva ve macun işine girmişlerdir.

Şile’de yoğun yaşanan yaz ayları, 20 Haziran ile 20 Temmuz dur.
Kumbaba Tepesi bu aylarda günde 14 saat güneşe maruz kalır. Bu da, o özel kumların bünyesine daha fazla radyoaktivite tutmasına sebep olur ki; zaten hastaların şifa bulmasına da sebep odur.

Kumbaba Tepesi termal kumları, sahil kumlarından farklılık arz eder.
Orası, “Kara Kumlarından Oluşmuştur.” Bakır ve demir ihtiva eden ve mikron ölçeğinde silisyum parçacıkları sayesinde güneş ışınlarından iki kat daha fazla istifade edilir.

Ayrıca… O bölgede yer altı suları tepenin 20 Metre altında olduğundan
ve 14 saat süren güneş ışınlarının altında kalması nedeniyle yoğun bir ısınmaya maruz kalır ve ısı güneş bastıktan sonra da devam eder.
Bölgeyi özel yapan nitelikten biri de budur.

(Yine… 80’li yıllara kadar, Tepe kuzey yönünde oraya gittiğimizde yaşlı dut ağacına çıkar, orada tuzlu dut yerdik. Dutların tuzlu olması, denizden serpilen deniz suyu zerrelerinin oralara kadar uçuşup dutlara yapışmasıymış meğer. Bunu nice sonraları öğrendik.
Ayrıca… Sahil köylerine ızgara boyu derler, (Doğancılı, Sofular, Alacalı, Sahilköy. Kurna, Karakiraz) oralarda, sahil bölgesi otlaklarında otlayıp, kekik ile beslenen hayvanların hem etleri, hem de sütleri çok lezzetli olur.)
Bunu da, kısa bilgi olarak aktarmış olduk.

Eskiden vasıta az olduğundan hastalar, üzerine yatak serilmiş at ya da öküz arabalarının üstünde ancak yatırılmak suretiyle oraya getirilirler. (Başka il ve ilçelerden otomobilleriyle gelenler Bir hafta On gün çadırlarda kalırlar.)
Tepenin üst kısmı, kuzey bölgesi sürekli rüzgâr aldığından, bu iş ile ilgi olan hasta sahipleri, hastalarını şimdiki Dedeman oteli, yeni adıyla Şile Gardens oteli yönüne, yani rüzgâr almayan güney yamacına… Arnavut Faik’in bahçıvanlık yaptığı yerin hemen yamacındaki kumlara yatırırlardı.

Kımıldayamayacak kadar rahatsız olan hastalar, Kızgın kumların üzerine sırt üstü yatırılır, üzeri yine kızgın kumlarla iyice örtülüp kapatılır, başına güneş geçmemesi için ya bir şemsiye dikilir, ya da etraftan uygun bir çalı kesilip başa gölge yapması içi konulurdu.

İki, ya da üç, saat kadar orada kalan hastalar bakır ve demir oluşumlu, silisyum parçacıklı, kızgın radyoaktiviteli kumlardan alınan enerji ile, boncuk boncuk terlerler, vücutları gevşer, kasları yumuşar…
Tüm eklem, kemik ve kas ağrıları geçerdi.

Orada terleyen hastalar, vakti geldiğinde üstündeki kumlar alınır en küçük bir üşütmeye bile maruz bırakılmadan derhal terleri sinir ve sıkıca giydirip acele ile eve götürürdü.
At ve öküz arabasında yatar vaziyette getirilmiş olan hastalar, oturarak evlerine geri dönerlerdi.

En iyi kum tedavisi alınacak ayların 20 Haziran ve 20 Temmuz olduğunu söylemiştik. Nedeni de şudur…

Bu aylardan sonra… Kuzey doğu yönünden, güney batı yönüne Poyraz rüzgârları esmeye başlar. Poyraz rüzgârları hem serin hem de kuvvetli estiğinden, Kumbaba Tepesi kumlarını uçurup savurur. Savrulan mikron inceliğindeki kumlar insan tenine şiddetle çarptığından, sürekli ve sonsuz taneler, ince iğne batarcasına rahatsızlık verir.
Bizans İmparatorluğu döneminden bu yana, değeri bilinden ve kullanılan Kumbaba Termal Kumlar Tepesi’nin, romatizmal rahatsızlıklar için şifalı olduğu bilimsel olarak ispatlanmıştır.

Fizyoterapi-rehabilitaston kapsamında değerlendirilen rahatsızlıklar…
Boyun, sırt, bel, omuzlar, eklem yerleri, kas ağrıları, kaslardaki yorgunluğun giderilmesi, ağrıların azaltılması ve buna bağlı olarak… Ruhsal gerginliğin azaltılması ve vücutta gevşeme sağlar ki, bu da, insanın ağrı ve sızılardan kurtulduğu için, kendini iyi hissetmesini sağlar.

İnsanların, tedavi sonrası daha sağlıklı bir vücuda kavuşmaları, çalışmayan eklemlerin tekrar çalışması, el ve kollarının fonksiyonların artması nedeniyle
Yaşam kaliteleri yükselir. Yeniden toplum içinde yer alırlar…!

Bu kadar değerli olan Kumbaba Termal Kumlar bölgesinin kumlarını, yıllar önce, onlarca kamyon dolusunu yükleyip sattık.
Sonra… Hemen üzerinden yol geçirdik.
Zaten yol geçtikten sonra, o bölgenin ekolojik dengesi bozuldu.
Üzeri çalı, çırpı, ot, sarmaşık ve dikenlerle doldu.

Tepenin kendine has özelliği ve kızıl yapısı büyük ölçüde yok oldu.

Ama her şey bitmiş değil. O bölge yeniden canlandırılabilir.
Hemen yanı başından 5 Yıldızlı bir otel, ve ilerisinde bir Üniversite var. Saygıdeğer ilgililer, Kaymakamlık, Belediye Başkanlığı, Arkeoloji Müzesi, Anıtlar kurulu, Şile Turizm Derneği ve diğer STK’lar bu konuya ilgi gösterdikleri gün…
O Kutsal Tepe yine eski canlılığına kavuşur ve şifa dağıtmaya başlar.
Bu, ilçemiz için büyük bir turizm potansiyeli olabilir.
1500 yıllık Bizans İmparator ve İmparatoriçelerinin orada geçirmiş oldukları yaşamlarını, Pirinç bir levha üzerine yazıp ve oraya dikilmesi gerekir ki, gelen turistler nasıl bir yerde bulunduklarını anlasınlar.

28 Ocak 2011 Sabri KAYACIK

21 Ocak 2011 Cuma

ŞİLE BEZİ'NİN İNCELİKLERİ

ŞİLE BEZİ’NİN İNCELİKLERİ

Yöresel karakteristiği, otantik özelliği, 20 Numara, bürümlü kıvırcık %100 pamuk ipliğinden el dokuma tezgâhından çıkması, çirişleme, kireç kaymağına yatırma, Şile sahilleri kıyı sularında yıkama, kuvars kumlarda kurutma özelliğinin yanı sıra, diğer bezlerden önemli farklılıkları da şunlardır;
Bunu, işin ehli hanımlar çok daha iyi bilirler ve anlarlar.
Şile bezi Çiriş işleminden geçirildiği için daha sağlam ve elâstikiyetlidir.
Kasnakta istenildiği kadar gergin tutulsun, bez asla yırtılmaz. Ki, güzel bir iş çıkarabilmek için böyle yapılması gerekiyor.
Kasnağa gerilmiş gerçek Şile Bezi’nin gözenekleri açık ve orantılı olur.
Zaten, Şile Bezi’ni kasnakta gergin tutmak gerekir ki, bezin gözenekleri açılıp, motiflerin kendine özgü işlemesi kolay yapılabilsin.
İşlenen motif yerine tam oturur, simetrik olur. Bir ucu yerindeyken diğer tarafı uzamaz, estetik durur. Albenisini artırır.
Şile Bezi’nin, “en düzgünlüğü” nü yaratmak için ip çekme de kolaydır.
Bir taraftan diğer tarafa çekilen ip, kopmadan çekilebilir.
Alınan ip atılmaz. Bezin kenarlarını düzeltmek, sülfile, antika, ince baskı yapmak için kullanılır ki, bu da aynı dokudan çekilip alınan ip olduğu için renkte uyumsuzluk olmamış olur.
Diğer bezler ise…
İşlenmek için kasnağa gerildiğinde küçük bir ihmalde liflerinden kopup
bez yırtılır ve işlevini yitirir.
Ayrıca… Yine hanımlar bilirler ki, Şile Bezi haricindeki bezler doku bakımından serttir. Motiflerin işleneceği gözenekler eşit değildir, Motifler bez üzerine olması gerektiği gibi oturmaz.
İpler, ikişerli olduğundan gözleri aşırı yorar.
Her bir gözenek matematiksel olarak hesap edilir. Tek tek sayılması gerektiğinden, ikişerli gözeneklerin sayılması güçtür, bu nedenle zor işlenir.
Başka bezlerin eni sık, boyu seyrek dokunmuştur. Bu nedenle gözenekleri kare değildir. Şile İşi, sarma şeklinde yapıldığından, bir süre sonra, işlenen motifin bir ucu mutlaka uzar ve simetri bozulur. Enini kısa, boyunu ise uzun gösterir. Estetikten eser kalmaz.
Diğer bezler, hiza almak ve düz kesmek için ip çekilemez, kopar.
Sair… Şile Bezi Kıyas kabul etmez şekilde farklıdır…
150 senedir hayatımızın bir parçası ve yaşamımızın içinde olan Şile Bezi sayesinde, evler geçindi, çocuklar okutuldu.
Özel Şile Bezi kültürü ortaya çıktı. Bir Kültür Yaratıldı.
…Ve bu özel bezden neler yapılmıyor ki…
Bluz, Gömlek, Pantolon, Ceket, Gecelik, İç çamaşırı, Perde, Sedir, Koltuk, tv, Buzdolabı örtüleri, Masa örtüsü, Çay takımı, Elbise, Yatak örtüsü, Yatak çarşafı, Namaz başörtüsü, Seccade, Uçkur, Kese …
Hatta… Şaşırtıcı güzellikte Gelinlik bile yapılıyor.
Kendi sınıfında benzersiz olan ŞİLE BEZİ’ni kullanılabilir hâle getirmek
için özel maharet ister.
Bunu yapabilmek için de, önce Şile’li olmak, ninelerden,
annelerden el almak, sonra da, o ruhu özümseyip uygulamak gerekir.
Yaşamdan ve çeşitli olaylardan esinlenip etkilenerek 200’ün üstünde motif yaratılmıştır.
Atatürk’ün, 1932 yılında Şile’yi ziyaretleri anısına “Gazi sofrası”.
‘60’lı-70’li yıllarda Zeki Müren Şile’de yaşarken, “Zeki MÜREN Kirpiği”.
Şile’nin görkemli sembolü Fener olduğu için, “Fenerin kolları”.
İlk kez gördüğü ve geçtiği köprüye hayranlığının ifadesi “Galata Köprüsü”.
Kendi bulduğu benzersiz motifi, başkasına vermeyeceğine dair yemin eden, Yeni Geline verilen motife “ Yeminli”.
Zamanın iktidar partileri için, “Halk Partisi”, “Adalet Partisi” ve “Demokrat Parti” motifleri yaratılmıştır.
Kadınlar arasında pek çok motif ve örnekler karşılıksız paylaşılır ancak…
Bazı yeni yaratılmış motifler vardır ki, sırf kıskandırmak için gösterilip çekilir, insanlar meraklandırılır, heyecan yaratılır. İşleme sayısı verilmez, bu da bazen kıskançlığa neden olur.
Onlarca renk ve tondan oluşan, özel Floş (Şile Bezi ipi) ilikleriyle işlenen motifler, Ninelerimizin, Annelerimizin ve Gelinlik kızlarımızın,
İç dünyalarının bez üzerine yansımasıdır.
Onlar, Sevinçlerini, Acılarını, Tasalarını, Korkularını, Özlemlerini, Aşklarını, Sevdalarını, Gurbet acısını, Beklentilerini, Kaygılarını…
Derin bir yoksulluk içinde geçen hayatlarında, ayakta kalabilme mücadelesi verirlerken, söz ile ifade edemedikleri yaşamlarının özetini işlerler bezin üzerine.
Gündüzleri, bağ-bahçe, yemek ve ev işleriyle uğraştıklarından,
Akşamları, bir odada toplanıp, geç saatlere kadar, gaz lambasının titrek ışığı altında, günlük sohbetlerle birlikte türküler, şarkılar söyleyerek, işlemelerinde “ŞİLE BEZİ EL SANATLARININ” tüm inceliklerini sergilerler.
Beğenilme içgüdüsü ile tüm maharetlerini gösterirler.
Özellikle genç kızlar daha bir itinalı iş çıkarmak zorundadırlar, yoksa…
Komşu anne ne der sonra?
İşte… Bu nedenledir ki;
Şile bezi işleri, gerçek anlamda “El emeği, göz nurudur ve sanattır!”
Dikkâtli bakarsanız, bazı işlemelerde gözyaşlarını görürsünüz.
Aslında… Bu bir, sessiz haykırıştır!
Bu haykırışta…

Kimi halı, kimi kilim dokur,
Kimi şarkı söyler, kimi şiir okur,
Kimi zılgıt çeker,
Kimi ağıt yakar,
Kadın kendini böyle ifade eder,
Şile’li hanımlar, İçini Şile Bezine döker…!

11 Ocak 2011 Sabri KAYACIK