20 Aralık 2010 Pazartesi

AH O GEMİDE BEN DE OLSAYDIM

AH O GEMİDE BEN DE OLSAYDIM…!
2005 Yaz sezonunda, (İDO) Deniz otobüsü Şile’ye ilk geldiğine nasıl da heyecanlanmıştık.
Limana gelişini törenlerle karşılamış, akşamüzeri geri dönüşünde pek çok meraklı ile birlikte ben de binip gitmiştim.
İlk kez, İstanbul boğazının Karadeniz girişinden, Üsküdar’a kadar olan rotada Boğazın o, nefes kesici, büyüleyici güzelliği karşısında afallamıştım doğrusu.
Ülkemizi ziyaret eden yabancı devlet adamlarına neden, boğaz gezisi yaptırıldığını ve onların nasıl etkilendiğini daha iyi anlamıştım.

Bir sahil kasabası olmamıza rağmen, ulaşımda deniz yolu yerine, yıllardır kara yolunu kullanıyoruz.
Deniz otobüsü gelince, bundan böyle İstanbul seyahatleri daha bir eğlenceli ve keyifli olacağını düşünmüştük.
Olacaktı da.
Ancak bir sorun vardı. O da fiyatları. Fiyatlar ödeyebileceğimizin oldukça üzerinde belirlendiği için tutmadı tabii.
Birkaç kez, pek az yolcuyla sefer yaptı. Gelen yolcuların taksi tutup limandan ayrılması da ayrı bir masraftı. Sonrasında, seferden kaldırıldı.
*
Şimdi…
Boğazın emektar kuğularından bir tanesi, 50 Yılını tamamladı ve yerine yeni versiyon genç kuğulara bırakıp, onarıldıktan sonra Şile’mize hediye edildi.
Bu 50 yıldır,
Adalar’a, Moda’lara, Boğazın her iki yakasına kimleri taşımadı ki. Acı tatlı nice anılara tanıklık etmedi ki.
İlk vapura yetişmek için koşuşturanlar, kanepede uyuyanlar, sabah keyfi gazetesini okuyanlar, vapurda gösteri yapmaya kalkışanlar, kıç tarafa oturup sigara tüttürüp efkâr dağıtanlar, iki sevgili manzaranın tadını çıkaranlar, vapur girişinden aldığı simidi tavşankanı çayla yerken, yarısını martılarla paylaşanlar, Burhan pazarlamadan ıvır-zıvır alanlar. Dilencilere kanıp üç-beş kuruş verenler, Mahmut Paşa’dan Elleri çantalarla dönenler,
Bir köşede gitar çalıp şarkı söyleyenler…
Tüm bunlar olurken, pek çok kez de kazalar atlatıldı tabii.
Transit geçen gemilerle çarpışmaya kaç kez ramak kaldı. Kaç kez havaya yakalanıldı, kaç kez iskeleye toslandı kim bilir. Dümen kilitlenip denizde sürüklenmesi, bazen yolculardan bir ya da bir kaçının denize düşmesi v.s neler yaşandı neler…

Tüm bu anıları geride bırakıp, Şile’mize tahsis edilen MALTEPE Vapurunu getirmek amacıyla Haydarpaşa Limanı’na gidenlerin arasında olmak, o tarihi âna tanıklık etmek için benimde o gemide olup, Sabri TRABZONLU’nun, Vapur ve geçtiği boğaz hattı hakkında, insanlarla paylaştığı bilgileri dinlemem gerekirdi ya, neyse…

Şile Limanı baştan sona ışıklandırıldığında o akşam ona
“Şile boynuna İnci Gerdanlık taktı” Demiştim.
MALTEPE VAPURU geldiğinde ise, “İnci Gerdanlık” takmış Şile’nin bir de
Işıldayan Broş’u oldu.” Dedim.
Bir zamanlar “KARANLIK” olan denizi,
Biri çıkmış, kocaman bir şövale üstüne tuvali yerleştirilmiş,
Aylarca itina ile çalışarak, sanatın tüm incelikleri uygulayıp
“Geceyi boyamış.”
Akşam olduğunda perdeleri kapamayın, açın bakın ne göreceksiniz.
Çok şaşırtıcı değil mi?
İnci Gerdanlık ve Broş…
O Vapur artık bizim. Yani, Şile’nin. Hepimizin. Diğer değerlerimizi koruduğumuz gibi, onu da sahiplenip özenle korumamız gerekir.
Çok amaçlı hizmette kullanılabileceği söyleniyor…
Derneklerin, firmaların toplantı ve Kokteyleri. Resim, Heykel, Şilebezi sergileri. Paneller, Konserler, Nişan, Nikah, Doğum günü, Özel gün kutlamaları, Cep sineması, Uygun havalarda turizm amaçlı tur teknesi, sair amaç için hizmetimizde.
Hoş geldin MALTEPE !

4 Aralık 2010 Sabri KAYACIK

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder