20 Aralık 2010 Pazartesi

İHANET…!

İHANET…!

Kendi kendimize övünüp dururuz…
Yaratılmışların en akıllısı, en yeteneklisi, düşünebilen, alet kullanan, kendini ve bulunduğu çevreyi geliştirebilen/değiştirebilen, her iklime uyum sağlayabilmiş tek canlı biz “İnsanlar” deriz!
Peki bu ne kadar doğru? Bizleri diğer canlılardan ayıran bu özelliklerimizi nasıl kullanıyoruz? Bu özelliklerimizi doğru kullanarak, kendimizi ve üzerinde yaşayabildiğimiz tek gezegenimiz olan dünyamızı geliştirebildik mi? Daha yaşanabilir bir hale getirebildik mi?
Bir dakika düşünelim bakalım… Buna evet diyebilecek miyiz.?
Siz hiç ormanlarımızı yağmalayan bir ayı, denizlerimize fosseptik akıtan bir balık, ağaç kesen bir kaplumbağa, sulak alanlarımızı kurutan bir flamingo gördünüz mü …?
Asla görmediniz, göremezsiniz ve göremeyeceksiniz de…Onlar, yaşayabildikleri tek gezegene, zarar vermeyi hiçbir zaman düşünmezler. Sahip çıkarlar dünyalarına; kendi yaşam alanlarına!
Oysa ki, kendini akıllı sanan biz insanlar, dünyamızı yok etmek için neler yapmadık ki… Bizim yüzümüzden iklimler bile değişti; kutuplardaki buzullar, dağlarımızdaki karlar bile eridi. Nehirleri kuruttuk…
Şile’de bile, Rum’lar zamanından kalma üzüm bağlarını imha edip, yerlerine villalar diktik. Tek ovamız olan Ahmetli ovasını katledip, iskana açtık. Yaban yeşilbaş ördeklerinin konakladığı Kumbaba sulak alanının yerini bile unuttuk artık…!
Allı Turna’larımza sahip çıkamadık. Şimdi o şarkı dillerde kaldı…

Allı turnam bizim ele varırsan
Şeker söyle kaymak söyle bal söyle

Eğer bizi sual eden olursa
Boynu bükük benzi soluk yar söyle

Gülüm gülüm kırıldı kolum
Tutmuyor elim turnalar ey
Ah gülüm gülüm yar gülüm
Kız gülüm gülüm turnalar ey

Allı turnam ne gezersin havada
Arabam kırıldı kaldım burada

Ne onmamış kulu muşum dünyanın
Akşam olsun allı turnam dön geri


Yüz elli sene önce Kızılderili Reisi’nin ABD Başkanı’na yazdığı şu mesajı dikkate bile almadık:
“Son gölü kuruttuğunuzda, son ağacı kestiğinizde, son bizonu da öldürdüğünüzde sizin yeşil dolarlarınız hiçbir işe yaramayacaktır.”

Nükleer ve kimyasal silahların gücünü test etmek için ne uzay boşluğu kaldı, ne dağların tepesi, ne yerin yedi kat altı! Hatta Pasifik’in binlerce metre altında bile sayısızca kez denemeler yaptık. Her defasında da rakip ülkelere, “Benim silahlarım seninkinden daha çok insan öldürme gücüne sahip!” diye de övündük.
Abuk sabuk konular yüzünden savaşlar çıkardık, milyonlarca insanın yakılmasını, öldürülmesini, yuvaların dağılıp, çocukların öksüz büyümesine seyirci kaldık. Diğerlerinden daha çok insanı öldüren o kumandana, yüksek başarı madalyaları taktık. Evet, bunları biz yaptık! Biz kendini akıllı zanneden insanlar, halen daha, daha çok insanı nasıl öldürebiliriz diye akıl almaz silahlar üretmekle meşgulüz!
Bunları yaparken gerçekleri göremedik, kendi aramızda adaleti ve hakça paylaşımı sağlayamadık. Hayvanları örnek alamadık kendimize… Kimi insanlar gece aç uyurlarken, kimileri fazla proteinden obez oldular. Kimi aile, içecek suya muhtaçken, diğerleri golf arazilerini bol bol suladılar, yüzme havuzlarını doldurdular! Analar, yokluktan bebelerine mama yediremezken, diğerleri eğlence olsun diye çikolatalı pastaları birbirlerinin suratlarına yapıştırdılar. Bazılarımız tenekeden evlerde yaşarken, diğerleri …………!!;(
Martılara bakıp, onları gözlemleyip ders çıkaramadık kendimize. Oysa ki, gerçek adalet oradaydı. Hepsi aynıydı. Hiç birinin diğerinden üstünlüğü yoktu. Hepsi, ottan çöpten yaptıkları yuvada yaşıyorlar, hepsi çiğ balık yiyorlardı. Apartmanda yaşayan ve balık mangal yiyen bir martı görmedim ben! Hepsi eşit onların! Kendi aralarında paylaşımı sağlamışlar…
Hal böyleyken, yine de aklımızı başımıza toplamadık; tüm doğa kanunlarını yok saydık. Doğa ana ile inatlaştık!
Sonunda, ozon tabakasını bile deldik! Şimdi tepemizde kocaman bir delik var…
Hayat kaynağı olan güneş, şimdilerde ölüm nedeni, kanser sebebi…
Barajlar, göller kurudu. Ülkemiz hızla çölleşiyor diye, oturup ağlaşmanın faydası yok!
Çözüm, aklımızı kullanmada! Hayvanları örnek alalım yeter…
Sabri KAYACIK

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder