MORALİM BOZUK!
Nasıl olmasın ki, bu kadar önemli hadiseler olurken moralim nasıl bozuk olmasın ki?
Koca bir ülkeyi avuçlarımızdan kayıp gidiyor görürken, nasıl moral kalır ki insanda?
Gürcistan ile Rusya arasında, “Önceden, ince hesaplarla tasarlanmış.” çıkan o, aptal savaş… İleriki günlerde karşımıza çıkacak olan yine o, ince hesapların getirmiş olduğu açılımlar; hepimizi, hatta dünyayı bile “şok” edecek!
İşte; Bir ülkenin kaderine yön verecek stratejist’lerin ve analist’lerin önemi burada ortaya çıkıyor. “Onlar ki, olayları yaratırlar ve yaşatırlar. Olaylara seyirci kalmazlar!” Yukarıda söz etmiştik: Gürcistan Savaşı ve sonrası…
Yok yere ölen, yüzlerce masum insan, yaşlı, çocuk, bebek, hasta…
Güya, yaralı insanlara yardım götürme hikâyesiyle, Montrö Antlaşması’na rağmen boğazlarımızdan geçip, Karadeniz’e giderken, elimiz koynumuzda, sadece seyredip, bakakaldığımız Alman, Hollanda, İspanya, Polonya ve Amerikan savaş gemileri…
“Madem uyulmayacaktı, bu antlaşma neden yapıldı ki?” diye sormadan da yapamıyor insan.
Bu durumda, başımızın çok ciddi dertte olduğunu anlayamayan siyasiler!
Olup bitenlere çaresizce, sessizce ve uzaktan bakmayı tercih eden, ekonomik çöküntü ve moral yılgınlığı içinde olan halk!
Devletin partileri için verdiği trilyonları kendi aralarında kırıştıkları ve harcamalarının hesabını veremedikleri, sahte evraklar düzenledikleri için mahkûm olan eski siyasiyi affedenler!
Yaz boyunca, ormanlarımız cayır cayır yanarken, yangın uçağı alacak para bulamayanlar, her ne hikmetse, emekli olmuş memuruna, anında bir trilyon değerinde Audi’nin en son modelini alıp verebiliyorlar.
İran Cumhurbaşkanı ülkemizi ziyaret ettiğinde, Anıtkabir’i ziyaret etmeyi reddetme cesaretini gösterebiliyor ve biz bunu önemsemiyoruz. “Önemsiz bir ayrıntı.” diyebiliyoruz.
Yeni çıkacak 200 TL’lik banknotlarımızın üzerine, sarığı ile Yunus Emre konulmuş. Atatürk silinmeye çalışılıyor, farkında bile değiliz!
Ülkenin sulak alanlarının, göllerinin, derelerinin, nehirlerinin, dağlarının, ovalarının, meralarının, çayırlarının, sahillerinin, koylarının, ormanlarının, erozyonla yok olan topraklarının felâkete yol açacağını söylemekten, anlatmaktan, dillerinde tüy biten çevrecilere, boşta gezen işsiz güçsüz insanlar diyen birilerinin olması, tabii ki moral bozar.
Öyle zaman gelir ki, tüm bu olumsuzlukları artık kanıksamaya, doğru gibi görmeye ve kabul etmeye başlarız.
Ancak benim gördüğüm o ki, ortada bir tiyatro (tragedya) oynanmaktadır. Bizler de bu oyunun birer parçasıyız.
Kimimiz oyuncu, kimimiz figüran, kimimiz de seyirci durumundayız. (Bazılarımız dekoru hazırlar, bazılarımız da malzeme taşır.)
Şimdi merak ettiğim şu; oyunun sonu nasıl bitecek?
Bunu bilemiyorum, çünkü senaryoyu hiç birimize göstermediler.
Bunu kendimiz düşünelim ve akıl yürütelim.
Oyunun sonunu görelim!
*Aslında, siz bu yazıyı ciddiye almayın. Akşam yemeğinde pilavı fazla kaçırmışım, rüyada gördüklerimi anlattım size…!
26.08.2008 Sabri KAYACIK
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder