ISSIZLIK…!
’60 lı, 70’li yıllarda Şile turizmi düşünüyorum da, o dönem daha yeni yeşeriyordu.
Otomobil yok denecek kadar da azdı.
Yabancı turistler ( O zamanlar yerli turizm henüz gelişmemişti. ) kimileri otellere, kimileri ise, sırtlarında çantaları, çadırları ve uyku tulumları ile tatile gelirler, huzur ve güven içinde yaşarlar, ıssızlığın ve sessizliğin keyfini doyasıya çıkarırlar, enerji dolu olarak memleketlerine dönerler, seneye yine gelirlerdi.
Sonraları ne mi oldu?
80’den sonra hem yerli, hem de yabancı turist patlaması yaşandı.
Hizmet sektörü de buna bağlı olarak gelişti.
Diskotek, bar, kafe, restoran, çay bahçesi v.b açıldılar.
Ama bir sorun vardı.
O da, ıssızlığı ve sessizliği yok eden gürültü…
Ses izolasyonu sağlamadan, şehir içinde, meskün mahalde sabahlara kadar süren yüksek sesli müzik yayınları insanları canından bezdirdi.
Oysa, konuklarımızın Şile’mizi tercih nedeni, buraların ıssızlığı, sakinliği ve sessizliği değil midir.
Tüm hafta süresince yoğun çalışan insanların , yorgunluklarını ve streslerini üzerlerinden atmak, yeni haftaya dingin başlamak istemelerinden daha doğal ne olabilir ki?
Şile’mize dinlenmeye gelenler, gürültü kirliliği nedeniyle gelmemeğe, başka yerleri tercih etmeye başladılar.
Bu nedenle, turizmde kalite düşmüş, kamyon ve minibüs turizmi başlamıştır.
Ses kirliği öyle noktaya geldi ki, bir restoran ta sabah kahvaltısına gelmiş kişilere bile arabesk çaldılar. Onlara aileleri ve dostlarıyla kahvaltı sohbeti bile ettirmediler.
Deniz manzaralı, ağaçlar içinde, sarmaşıklarla bezenmiş, bülbüllerin karşılıklı şakıdıklarının farkında bile olmayan mekân sahipleri, inatla teyp çalmağa, o dingin ortamı bozmaktan geri durmadılar.
Yaptıklarının gürültü ve bunun büyük haksızlık olduğunu, yorgun insanların olabileceğini, yaşlı, hasta, çocuk, bebeklerin eziyet çektikleri anlamadılar bile.
Kendilerinden başka kimseyi umursamadılar…!
Bu sezon için dileğim o ki, ilgililerin geçmişte yaşanan ve büyük rahatsızlık yaratan gürültü kirliliğine çözüm bulmalarıdır.
Bizler de duyarlı olup, çevreyi rahatsız edenleri çekinmeden ilgili mercilere bildirmekten asla çekinmeyelim.
Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik. Fakat çok basit bir sanatı unuttuk. “İnsan gibi yaşamayı…!”
Sabri KAYACIK
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder