20 Aralık 2010 Pazartesi

NE ÇOK ÖZLEMİŞİM “YAĞMUR”U…

NE ÇOK ÖZLEMİŞİM “YAĞMUR”U…

Aylardır beklemiştim o eşiz anı.
Şimşek çakmasını, hemen akabinde gök gürültüsünü, karabulutların üzerimizi kaplamasını… Birden soğuyan havayı, yağmur öncesi, martıların uçuş seremonisini, nasılda özlemişim.
Nasıl da özlemişim bardaktan boşanırcasına sicim gibi yağan yağmuru;
Yağmurdan sonraki toprak kokusunu…
Toprak kokusu benzersizdir. O, tabiatın, tabiat ananın kokusudur. “Ana kokusudur!”
Sakinleştirir insanı, baş dönmesi yapar hafiften. Doyasıya içime çekmekten kendimi alamam, “Ana kokusunu”.
Tarifsiz bir tutku yaratır ruhumda. Bu tutku, derin bir saygı uyandırır bende.
Yağmur sonrası, çiçekler bile başka açar, çimenler başka yeşerir. Tüm ağaçlar başka bir güzelliğe bürünür.
Çocukluğumda, bir tekerleme söylerdik: “Yağmur yağıyor, Arap kızı camdan bakıyor.”
Hem de, yüzlerce kez söylerdik de, usanmazdık.
Ama şimdiye kadar bi türlü göremedim, o camdan bakan Arap kızını! Oysa yağmurda gözüm hep camlardaydı.
Yağmurun getirdiği o hoş serinlik, temiz, duru, saf, taze hava hemen fark edilir. Atmosfer daha bir ışıldar sanki.
Yağan yağmurun yarattığı, o kendine has doğal sesi, müzik olarak algılarım ben. Başka bir ses, başka bir gürültü istemem o esnada. Uzun süre, o güzelim müziğini dinlerim doğa ananın. Tabiata saygım bir kez daha artar benim.
Saçak altlarında, damların oluşturduğu, ritmik olsa da olmasa da, o muazzam perküsyon daha da etkileyicidir benim için.
Yaprakların hemen ucunda, düşmesine ramak kalmış, damlanın o inanılmaz ışıltısını gördüğümde yüreğim coşar! Sonra, o düşer… Yerine yenileri gelir.
Şaşkınlık ve tarifsiz duygular içinde, tüm bu olup bitenleri gözlemlerken birden, ileride, ötede, az uzakta, elimi uzatsan dokunabileceğim hissi uyandıran gökkuşağı çıkar karşıma!
Şaşkınlığım daha da artar, afallarım. Kimseye bir şey söylemeden, kendi kendime içinden şöyle derim birkaç kez;
”Tanrım, bu güzellikleri yaşabilmem için, ben sana ne iyilik yaptım ki…!”
“Hadi!” derim eşime; gidiyoruz!
—Nereye?
Yürüyüşe.
—İyi de, yağmur yağıyor!
İyi ya işte, biz de yağmurda yürüyeceğiz.
—E ıslanırız!?
Islanmak için yürüyeceğiz zaten…
Çıkarız… Yarım saat yürürüz yağmurda. İliklerimize kadar ıslanırız. Yağmurda ıslanmış olmanın keyfini çıkarırız.
Doğanın parçası oluveririz, umurumuzda bile olmaz dünya!
“Delisin sen!” der eşim. Deliyim ya! Özlemişim yağmuru. Akıl mı kalmış bende!
Hem, akıllı olmak kimin umurunda ki?
Takılırım ona: “Akıllı olup da dünya ile uğraşacağıma, deli olurum dünya benimle uğraşır!”
Sonrasında yağmur geçer, güneş çıkar. Dilime şu şarkı takılır;
“Gel yağmur ol, gel. Gel rüzgâr ol gel.”

29.07.2008 Sabri KAYACIK

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder