OCAKLI ADA ve YABAN HAYATI
Sabri KAYACIK
Mağrur görünümüyle, bin yıldır adanın üzerinde inatla ayakta kalmaya direnen zarafet timsali, Ocaklı Ada. O zarafet ki, bakmaktan, hem de dakikalarca onu seyretmekten keyif aldığımız Ocaklı ada.
Şu sıralar, gazetelerden takip ettiğimiz üzere, Kocaeli Üniversitesi Arkeoloji bölümü tarafından restore edilmektedir.
Adamızın daha fazla yıpranmasının, hatta tamamen yıkılmasının önüne geçtikleri, olması gerektiği gibi restorasyona başlanıp tamamıyla yenilenmesi son derece değerli ve önemli çaba harcadıkları, ülkemiz, insanlık ve dünya kültür mirasına kazandırdıkları bu eser için, emeği geçen herkese sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Ancak, öğrendiğim kadarıyla, restorasyon bittikten sonra, adanın iskana açılacağı, oraya, gazino, çay bahçesi, restoran, tuvalet, gezi ve seyir alanları yapılacağıdır.
...Ve adaya, insanların kullanımına açıldığında, ellerinde poşetler, ceplerinde içki şişeleri, torbalar dolusu çekirdek kuruyemiş vs. gelen bir sürü insan düşünün. Oraları ne hale gelecek?
Halbuki Ocaklı Ada biz insanlara ait değil!
O ada ki, tam bin yıldır yaban hayatının yaşam alanı.
O ada ki, orasını kendilerine yaşam ve üreme alanı seçmiş, Martı, Karabatak, Kaya güvercini, Kırlangıç kuşları, Yarasa ve Tavşan gibi bir çok canlıya yüz yıllardır ev sahip yapmış, yapmaya da devam eden bir mekandır.
...Ve ne mutlu bizlere ki, Tanrının bir sunumu, bir ödülü olarak, yıllardır yaşadığımız kasabamızın içinde, hemen yanı başımızda, bu yaban hayatıyla birlikte gayet uyumlu yaşıyoruz.
Ada ışıklandırıldığından bu yana da martılar, projektörler altında yıldızlar gibi uçuşup bizlere her akşam görsel şölen yaşatıyorlar. Onları coşku, keyif ve heyecanla izliyoruz.
Onlar, bizlerle birlikte, yaşamaktan ( bizler onları bir şekilde rahatsız etmediğiz sürece) mutlular.Yaşamlarını sürdürebilmek için de bizlerden hiçbir beklentileri yok.
Çocukken, birkaç kez adaya çıkmış, oradaki doğal yaşam alanını gözlemlemiştim. Sayısızca tavşan bizlerden korkup sağa sola kaçışırlardı. Hatta bir tavşan o kadar korkmuştu ki, kaçarken dengesini kaybedip denize düşmüştü. O an ki, kahroluşumu anlatmama imkan yok.
Martıların, ada üzerindeki sayısızca yuvaları, içerlerinde 5’er, 6’şar yumurta bulundurmakta ve bazılarında yavrular çıkmış, analarının getireceği yiyecekleri bekliyorlar, uçuşan martılar da, yuvalarına ve yavrularına zarar verdiğimizi gördüklerinden üzerimize pike yapıyorlardı.
O yanlış dönem bitti artık.
Bu günlerde görüyoruz ki, onlar, başka yerlere gitmek zorunda kaldılar.
Eminim sizler de farkındasınız! Artık ada üzerine pek martı uçmuyor. Yıldızların uçuştuğunu göremiyoruz.
Geçmiş dönemden biliyoruz ki; Zamanın yöneticileri, otobüs terminali (Şimdiki terminal alanı) yapılması amacı ile, 300-400 yaşındaki yüzlerce selvi ağacını nasıl da acımadan kesip yok etmişlerdi. Hatta, üzerinde leylek yuvasının bulunduğu, her yıl gelen 4 leyleğin yuvasının bulunduğu selvi ağacını bile umursamadan kestiler. O, 4 leylek seneye yine geldiklerinde yuvaları orada yoktu.
O günden sonra da, leylekleri gören olmadı zaten.
Benim endişem, adanın da aynı akıbete uğrayacağıdır.
Şimdi, biz Şile’lilere düşen görev şu ki; Adadaki yaban hayatının yok olmaması için, ilgili birimlere görüşlerimizi ve taleplerimizi bildirmektir.
Yıllar önce, leylekleri kovduğumuz gibi, martıları, tavşanları, karabatakları, yarasaları, kırlangıçları ve kaya güvercinlerini kovmayalım adadan. O yanlışı bir kez daha tekrarlamayalım! 16 Şubat 2007
Sabri KAYACIK
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder