20 Aralık 2010 Pazartesi

KARA ÖNLÜKLÜ ÇOCUKLAR!

KARA ÖNLÜKLÜ ÇOCUKLAR!
Beyaz yakalı, sıfır ya da alaburus traşlı, kara önlüklü çocuklar…
Kimi saçaklı, kimi örgülü saçlı kocaman beyaz kordelalı, kara önlüklü kız çocukları…
Gerçek okul çantası bulabilenlere söz yok.
Bulamayanlar… Yoksulluktan çocuklarına gerçek okul çantası alınamayıp da, defterlerini, kitaplarını bez torbalarda utanarak, sıkılarak taşıyan kara önlüklü çocuklar…
Kimi aileler, “Sağlam olsun, 3 – 5 sene çanta masrafından kurtulalım!” düşüncesiyle, marangoz Hüseyin ustaya yaptırılan sandık şeklinde saplı çanta.
İşte, yıllarca o sandıklarla okula gidip geldiğimizden, kimimizin beli büküldü, kimimizin de omuzları düştü.
Sandık çantamız, kitap ve defterlerden daha ağır olduğundan bazen taşıyamaz onu sıranın üzerinde bırakırdık. O, kocaman ağır sandık çanta nerede olduğunu aile hesap sormasın diye, sadece hafta sonları gelirdi eve.
Silgimizi, kaybolmaması için, ortadan delip bir ip ile boynumuza asardık. Hoş, nasıl oluyorsa yine de kaybolurdu ya neyse...
Kurşun kalemlerimizi son ucuna kadar kullanır, tutamayacak duruma geldiğinde tükenmez kalem kapağını arkasına takarak kullanırdık.
Sarı yapraklı defterlere de neden matematik defteri dendiğini hiç anlayamadık.
Hâl bu ki, o sarı yapraklı defteri, bakkal Mehmet amca veresiye defteri olarak kullanıyordu!
Okul yolu çamurlu olduğundan tüm öğrenciler çizmeli, burunlar sümüklü, paltoların önü açık, çoğunun da düğmesi yok zaten, servis otobüsü nedir bilmeden güle oynaya gidilirdi.
Kara önlüklü çocukların bazılarının, elerinde sınıf sobaları için odun,
Bazılarının ellerinde beslenme filesi.
Aslında, her sabah beslenme filesinin içinden çıkacak o günkü sürpriz yiyecekleri, tüm çocuklar merakla ve iştahla beklerdik.
Sonradan öğrendik onların Amerikan malı olduğunu. Gizli gizli de öfke duydum içimden, Amerika bize bunları neden veriyordu ki?
Meğer o yıllar, ABD, anlaşma gereği Türkiye’ye yardım gönderiyormuş
O yıllarda Amerika’nın Marshall yardımı kapsamında Türkiye’ye gönderilen ve her gün bir öğrenciye verilen un ve yağlar eve götürülür. Ailesi de ertesi gün beslenme için, poğaça, börek, pide, kurabiye yapar, sabah da okula file içinde okula gönderirdi…
Derse başlamadan, okul salonunda tüm çocuklar yine Amerikan süt tozu ile su karıştırılıp çocuklara her sabah beslenme ile birlikte birer bardak da süt verilirdi.
Yiyecekler büyük iştahla yenilirdi ama süt tozu sütünü pek beğenmezdik doğrusu.
Öğrencilerin hiç biri verilen sütleri içmek istemese de öğretmen kontrolünde olduğundan mecburen içilirdi.
Bir nesil böyle büyüdük…
Ama nasıl olması gerekiyorsa öyle eğitim gördük. İlköğretim müfettişi eksik olmazdı okulumuzdan. Sürekli takip edilir, eğitim ve öğrenim seviyemiz kontrol edilirdi.
Hiçbir öğrenci de ana baba hatırına takdir, teşekkür belgesi alamazdı öyle.
O belgeyi alabilmek için gerçekten çok başarılı olmak gerekirdi.
İşte, bu nedenle, Hayat bilgisini de iyi öğrendik, resim yapmasını da.
Coğrafyayı da iyi öğrendik, müzik dersinde şarkı söylemeyi de.
Cumhuriyet tarihini de öğrettiler bize, uygun adım yürümeyi de.
Atatürk’ü de iyi anlattılar, temizliğin önemini de.
Anaya, babaya, kardeşlere, aileye, büyüklere, hayvanlara, tabiata, ülkemize, tarihimize, insana, kutsal değerlerimize, kültürümüze saygılı olmayı ve onlara değer vermemiz gerektiğini, bizlere o koca yürekli öğretmenlerimiz öğretti.
Bâkiye Öğretmen, Osman hoca, Nur GÜZEY, Polat ÖZTEKİN ve diğer Öğretmenlerimi, özlem ve saygıyla anıyorum…!
11.11.2008 Sabri KAYACIK

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder