20 Aralık 2010 Pazartesi

Ben TÜRKÜM, TÜRKÜ SÖYLERİM

Ben TÜRKÜM, TÜRKÜ SÖYLERİM

Tabii ki söylerim…
Ben türkü söylerim. Öyle de bir keyifle söylerim ki, sormayın gitsin.
Sesim kötüymüş, bazen cırtlak, bazen çatlak çıkarmış.
Her daim de detone söylermişim.
Hatta türkü söylerken sözlerini unuturmuşum. Unuturmuşum da, uydururmuşum çoğu kez.
Öyle söyler eşim: “Yine uydurdun!”
Olsun, kime ne? Türkü söylüyorum işte!
Havamı bulduğumda da çıkıp oynuyorum.
Şile Çiftetellisi çaldığında duramayıp nasıl çıkıp oynuyorsam, türkü çaldığında da öyle…
Hangi yöreymiş benim için fark etmez. Hepsi bizim türkülerimizdir.
Hepsi, Anadolu’da yaşanmış ve yaşanmaktadır.
Türküler bizi anlatır, beni anlatır…
Geçmişi anlatır, yaşanmışı, tatlıyı, kederi, sevdiceğine kavuşamamış olmanın acısını, onun elini bir kez bile tutamamış olmanın özlemini;
Ümidi, özlemi, beklentiyi, neşeyi anlatır...
Bazen güldürür bizi, bazen ağlatır.
Bazen oynatır bizi, bazen “ooof” latır.
Kırklareli türküsü de dinlesem Anadolu kokar, Diyarbakır türküsü de dinlesem Anadolu kokar.
Bu nasıl bir lezzettir ki böyle, yüzyıllardır hiç değişmedi!
Yüzyıllar içinde daha da tatlılaştı.
Son zamanlarda gözlemim o ki, insanlarımızda türkü dinleme sevdası başladı.
“Aaaa ne güzelmiş bizim türkülerimiz!” demeye başladılar.
İşyerime gelenlere, onlara çaktırmadan türkü çalıyorum.

Çay benim çeşme benim / Ardıma düşme benim.
Senin ile eğlendim / Sevdiğim başka benim.
Amanın yalel yalel, Yandım yalel yalel.
Karanfilim tüterim / Taş dibinden biterim.
Eller yârim dedikçe / Ben boynumu bükerim.
Amanın yalel yalel, Yandım yalel yalel.

Bir an, alışveriş duruyor; “Ne güzel türkü” diyorlar.
Ben de bıyık altından gülüyorum; “Güzel, değil mi?” diyorum…!

Kulaklar türküde, dudaklar mırıldanmakta, alışveriş devam etmekte…
Ben ise onların bu keyfini izlemekteyim.
Ardından gelen türkü;

Telgrafın tellerine kuşlar mı konar,
İnsan sevdiğine böyle mi yanar…

Sabri Kayacık

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder