ÖMERLİ ROMAN ORKESTRASI…!
Şile Çiftetellisi’ni en güzel kim çalabilir ki?
Gelin alma seremonisi esnasında, evden gelin çıkarken yerli “La Comparsita” yı
(Ey Gaziler ) kim o kadar hüzünlü çalabilir ve o kadar insanı ağlatabilir?
“Tek tek çal usta” dendiğinde, bunun ne anlama geldiğini onlardan başka kim anlayabilir?
Onlardan başka, kimin kulağına klarnet üfleneceğini kim bilebilir? Dünyanın en güzel keman taksimini Cemal BAYIR abiden başka kim yapabilir ki?
Oyun havası çalarken, o rengârenk notaları, havada uçuşurken gösterebilen,
(rahmetli) Enver KIVANÇ’tan başka Klarnet üstadı birini, tanıyan var mı dünyada?
Bir orkestra düşünün…
Hem fasıl yapar, hem en ağır şarkıları çalıp söyler, hem arabesk takılır, hem türkü çağırır. Hem de, en hasından oyun havaları döktürür…
İki de “Çengi” çıktı mı ortaya, zilleri şakırdatıp, etekleri savurup, döne döne oynamazlar mı, işte, en klas düğün orada olur…!
Bu bahsettiğin hususiyetleri ancak, ÖMERLİ ROMAN ORKESTRASI’nda bulabiliriniz.
Eskiler şunu iyi bilirler…
Her düğün ve nişan merasimlerinde, sünnet düğünlerinde, Ömerli Roman Orkestrası’nın önemi çok büyük idi. Onlar olmadan hiçbir düğünün tadı tuzu olmazdı.
Orkestra mensupları hiçbir akademik eğitim almamalarına rağmen, (“Babadan oğula” şeklinde bir öğreti yöntemi takip edilir.) İnanılmayacak kadar güzel çalıp söyleyerek insanları coştururlar, bulundukları ortama renk katarlar ve insanlar onların sayesinde eğlenirler.
Her biri, Klarnet, zurna.( Bazıları, kaba zurna derler) keman, cümbüş, ud, darbuka ve davul virtüözüdür.
Çalarlarken, kendi, renkli iç dünyalarını, yaşam koşullarının getirdiği sıkıntı, coşku ve ruh âlemlerini de kattıklarında, işte; o zaman dinlemeye doyum olmaz onları.
Cemal BAYIR (Keman), Şakir TÜRKMEN (Darbuka), Enver KISKANÇ (Klarnet), Yaşar GÖKÇEN (Cümbüş), Nazif KISKANÇ (Klarnet), Musa BAYIR (Keman), Kadir KISKANÇ (Klarnet) ve Burhan bey (Klarnet). Şenol bey (Kalarnet) Klarnetçi Enver ustanın eşi Ayten hanım (Def ve darbuka) Orhan KISKANÇ (Klarnet), Yaşar usta (Davul), Fuat BAYIR (Darbuka). Üstatlarımız…
Her ne kadar bazıları aramızdan ayrılmış olsalar da, onlar asla unutulmadılar, unutulmazlar.
Kendilerine selâm olsun…
Üsküdar’dan Şile’ye gelirken, Ömerli içinden geçerdik (eskiden). Ömerli çıkışında sağ tarafta o müzisyenlerin oturduğu mahallenin girişindeki erik ağacına tek çivi ile tutturulmuş bir tahta tabelâ vardır.
O tahta tabelâda aynen şöyle yazar…”Musıksiyen bulunur”
(O tabelâ hâlen duruyor mu bilemiyorum, epeydir geçmedim oradan)
Evet, onları arayanlar, onlara ihtiyacı olanlar orada bulurlar. Ekip anında toplanır, pazarlık yapılır, Bir bölümü Murat 124’e, Bir bölümü de Anadol arabasına doluşur. Düğün yerine haraket edilir. Davul büyük olduğundan, Arkadan DODGE kamyonetle yetiştirilir di.
Şile Çiftetellisi demiştim.
Onun da, kendine has ritmi, özel ve ince bir oynayış tarzı vardır. Oynamak için de ayrıca Şile toprağında doğmuş olmak lâzımdır ki, hakkını vererek oynayabilesin…!
Eğer, bir gün onlara rastlarsanız… Siz de katılın ortama.
Kimse sizi dinlemiyormuş gibi şarkı söyleyin.
Kimse size bakmıyormuş gibi dans edin…!
26.05.2008 Sabri KAYACIK
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder