20 Aralık 2010 Pazartesi

ONLAR O KADAR ÇOKLAR Kİ…!

ONLAR O KADAR ÇOKLAR Kİ…!



Yumurta topuk ayakkabıyı kim giyer? Kim altın zincir takar? Kimin gömlek düğmeleri göbeğine kadar açıktır? Kimleri beyaz donlarla denize girerlerken görürüz plajda?
Kimlerden mi söz ediyorum?! “Magandalar”dan…
Onlar o kadar çoklardır ki, her yandadırlar. Hatta, eminim ki kapı komşusu maganda olanlarımız bile vardır.
Nereye gitsek de kaçamayız onlardan. Çarşı, pazar, düğün, bayram, trafik, sinema, tiyatro vs. her yerde varlar. Asker uğurlarken ve düğünlerde silah atmak en büyük eğlenceleridir.
Akşam evde konuklarınızla sohbet esnasında, balkonunuzdan gelen bir kurşun odanıza saplandıysa, bunun bir maganda tarafından atıldığına hiç kuşku yoktur.
Maçlara bile döner bıçağıyla girerler. Orada, hem futbolcu olurlar, hem de hakem. Hakemin verdiği her karara itiraz edip ağız dolusu küfür savururlar. Herkese sataşırlar. Sürekli gergin ve kavgacıdırlar. İETT otobüslerinde sürekli ve yüksek sesle telefonla konuşurlar, uyarılara kulak asmazlar.
Trafikte sürat yapıp, zigzag çizer, emniyet şeridini kullanıp, ambulansın arkasına takılıp giderken kendilerinin ne kadar da akıllı olduklarını düşünürler.
Toplum içinde yüksek sesle ve kaba konuşmak onların karakteridir. Kelime hazneleri kıt olduğundan, her iki sözcükten biri küfürdür. Gün içinde kendilerini ancak 150 kelime ile ifade ederler. Yollara tükürmek ve sümkürmek, kartvizitidir onların.
Dikkat etmişsinizdir; plajda 4’lü, 5’li gruplar halinde dolaşırlar ki, aynı zamanda koloniler halinde yaşarlar. Denizde, sürekli deve güreşi yaparlar, çok da eğlenirler. Kumsalda durmaksızın yuvarlanırlar. Gözleri dışında her yanları kumdur. O vaziyette gözlerine kestirdikleri bir bayanın etrafını çevirir, yüzükoyun yatıp, ellerini çenelerinin altında birleştirip sabırla saatlerce o hanımı keserler.
Aynı anda uzandıkları yerden fırlayıp naralar atarak (bazıları böğürmeye benzer sesler de çıkarır) denize koşarlar. (Konuşmadan nasıl anlaşabildikleri de merak konusudur.) Ortalık bir anda karışır. İnsanlar kenara çekilirlerken, çocuklar ezilmekten zor kurtulurlar. Bu koşuşturma esnasında, güneşlenen insanlara kum, kurumaya çalışanlara da su sıçratırlar.
Fazla açılmamaları için kendilerini uyaran, cankurtaran görevlilerini bile, birlik olup döverler. İnatla açılırlar ve boğulurlar…
Bazıları, plajda köfte mangal yapmak için, güneşin altında çırpınıp dururlar. Ardından, kumların üstünde karpuz kesip yemeğe uğraşsalar da nafile. Kumlara bulanmış karpuzları temizleyip yemek mümkün olmadığından, bu keyifleri yarım kalır. Zaten karpuz kabuklarını ve diğer artıklarını (içtikten sonra boş bira şişelerini kırarlar) orada bırakıp giderler. Bu amele yanıklı tiplerin denizle pek işleri olmaz. Bunlar ayrı bir kolonidir. Kızgın güneş altında, çoluk çocuk akşama kadar oturmakla iyi bir tatil yaptıklarını zannederler. Evlerine döndüklerinde, “Bu hafta Şile’deydik” diye hava atarlar…
Akıldan, mantıktan, görgüden ve zarafetten yoksun bu insanlarla anlaşabilmek pek mümkün değildir. Hak, hukuk ve evrensel kavramlar bunlara uzak olduğundan, kendi doğrularıyla hareket ederler ve başkalarının ne düşündüğü hiçbir anlam taşımaz.
Yarı cahil olan bu tipler, hiçbir eğitimi kabul etmedikleri gibi, eğitime ihtiyaçları olduğunun dahi farkında değildirler. Sözünü ettiğimiz evrensel değerlere düşmandırlar. Medeniyetle ve toplumsal değerlerle inatlaşırlar. Bu uğurda kaba kuvvet kullanmaktan da asla çekinmezler. Cahil birine cahil olduğunu anlatabilirsiniz. O, bunu anlar.
Ancak, yarı cahil birine hiçbir şey anlatamazsınız.!
Ev, iş yeri ve arabalarında dinledikleri müziği, başkalarının da dinlemelerini isterler ve sesi sonuna kadar açarlar. Uyarılarınıza aldırmazlar. Büyük bir keyif alıp, sırıtırlar üstelik. Bu umursamaz halleri, zavallılık, bencillik, sınırlı bir mantığın ve ben merkezciliğin bir göstergesidir.

Birkaç yıldan beri de, telefon magandaları türemiştir. Topluluk içinde yüksek sesle bitmek tükenmek bilmeyen konuşmalar yaparlar. Sinema, tiyatro, konser ve toplantılarda uyarı yapılmasına rağmen hep, onların telefonları çalar.
Barların, cafelerin önünde onlara sıkça rastlarız. İnsanca eğlenmeye gelen insanları sürekli taciz edip huzursuzluk yaratırlar. Tüm kavgalar onların yüzünden çıkar. Gecenin de tadı tuzu kalmaz. Onların yüzünden karakolda sabahlanır.
Neyse, bu kadar anlatımdan sonra onları tanımışsınızdır artık.
Bakın, orada tam karşınızda bir tane var.
Sabri KAYACIK

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder