20 Aralık 2010 Pazartesi

HEPİMİZ AYNI GEMİDEYİZ! ANCAK...

HEPİMİZ AYNI GEMİDEYİZ!
ANCAK…

Böyle öğrettiler bize, böyle bildik, böyle inandık…!
İnanmama gibi de bir seçeneğimiz yoktu zaten. Hem nasıl olabilir, biz kimiz ki?
Ülkemizi iyi yönetsinler,
Çağdaş ülkeler düzeyine çıkarsınlar,
Gelişmiş ülkeler kadar zengin olalım, bizler de onlar gibi mutlu yaşayalım.
Gelecek ile ilgili her hangi endişe yaşamayalım,
Çocuklarımız iyi okullarda okusunlar, meslek sahibi olsunlar,
Kendimiz çok çektik, onlar çekmesin diye, bu güne kadar hep en iyi yöneticiyi seçmeye çalıştık.
Projelerini inceledik, anlattıklarını dinledik, yağmur - güneş demeden mitinglerinde saatlerce ayakta bekledik.
Evet… sırf geleceğimiz için saatlerce ayakta bekledik.
Ancak her gelen bizleri hayal kırıklığına uğrattı. Her gelen akıl dışı yanlışlar yaparak, hem ülkemizi, hem de halkı zor durumda bıraktı.
Bir yerlerden gelen telkinlerle, ne fındık ektirdiler, ne şeker pancarı, ne tütün ektirdiler, ne de mısır. Pamuğumuza bile müdahale ettiler.
Şimdi pamuğumuzu bile Yunanistan’dan ithal eder hale geldik.
Madenlerimize bile sahip olamayıp o işleri yabancılara bıraktık.
Uçak fabrikamız vardı. Kapattırdılar.
Otomobil fabrikamız vardı. (Devrim otomobili) kapattırdılar.
İthalatçı ülke olup çıktık…
Hatta, üretim konusunda kendi kendimize yen birkaç ülkeden biriyken, buğdayı bile ithal eder hâle geldik.
Yandaş kayırmayı, hayli ihracatı, ihale takipçiliği, fatura sahteciliği, söz verip da tutmamayı daha yazamadığım nice olumsuzlukları onlardan öğrendik.
O olmadı, diğerini seçtik. O da olmadı, ötekini. Yine olmadı, bir diğerini… Derken aradan tam 85 yıl geçmiş…
Kendimize daha iyi bir yönetici ve kadrosu bulacağız diye denemediğimiz kalmadı. Geldiğimiz sonuç ortada.
Hâlen umutlarımız tükenmedi. Tükenmemeli de.
Sevgili Ata’mız, bu görkemli ülkeyi bize tek kuruş borçsuz bırakmıştı. Şimdi son öğrendiğim kadarıyla, 500 küsür milyar Dolar borcumuz olmuş.
15 Cent’e bile muhtaçken yine de şatafat içinde onlar yaşadı.
Bizler ise, bildiğiniz gibi…
…Ve yine, dediler ki;
“Biz hepimiz aynı gemideyiz, batarsak hepimiz batarız.”
Yine inandık!
Oysa, bir film izlemiştim. Tam da bizi anlatan…
Şöyleydi;
Risk gerçekleşir, gemi buzdağına çarpar. 1. Mevkide olanlar filikalara binip canlarını kurtarırlar.
Geminin fiyakası bozulmasın diye, sadece 1. Mevki yolcu sayısına göre filika konmuş meğer.
3. Mevkide olanlar yukarı çıkıp kurtulmak istediler ise de nafile.
Hiç biri oradan çıkamaz.
1. mevki yolcularını rahatsız etmesinler diye demir parmaklıklar üzerlerine kapatılmıştır. Sonuç… İşte öyle…Düşündüğünüz gibi!

30.10.2008 Sabri KAYACIK

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder