ZOR GÜNLER!
Az buz değil, yarım dalya + 1 ‘e kadar geldim.
Bu yıllar içinde, Çanakkale gazisi Sadık dedem kadar olmasa da neler yaşamadım ki,
Neler görmedim, nelere tanıklık etmedim ki,
Neler duymadım ki bu güne kadar.
İnsan ömrü kısa diyorlar ama öyle değil bence, bu yaşamaya bağlı. Bir ömrün nasıl yaşandığına bağlı.
Öylesine yaşanmış bir hayat var, ne olduğunu anlamadan geçip gidivermiş.
Dolu dolu yaşanmış, bir saniyesi bile boşa geçmemiş bir hayat var.
İşte, o hayattır uzun olan.
* *
İlk okulda başlamıştı yoğrulmamız. Başlar dik, göğüsler ilerde olacaktı. Doğru olacaktık, çok çalışacaktık.
.Ve tüm okul toplu halde o andı söylerdik. Söylerken de titrerdik, kendimize gelirdik.
“TÜRKÜM, DOĞRUYUM, ÇALIŞKANIM… NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE…!”
Yani, Türk olmaktan sonsuz bir onur duyardık.
Yürüyüşlerde Onuncu Yıl Marşı ile ayaklarımızı öyle sert vururduk ki yere, gerçek asker sanırdık kendimizi. Onlar gibi olmak isterdik.
Bu günlere geldik… Ancak
Kavram kargaşası içinde, bir takım değerler altüst edilmeye çalışılıyor.
Oysa o zamanlar bana “Türk” olduğum öğretilmişti. Şimdi… “Türkiyelisin” diyorlar.
Lise yıllarında “Nutuk” okumayan sınıf geçemezdi.
Evlerinde arama yapılanların bulundurdukları, “Nutuk ve Atatürk” posterine suç delili diye el konuluyor.
Bir ülke düşünün ki, Kurucusuna Tutkuyla bağlı olanları, Ülkesini savunmak ve korumak için ömrünün en güzel yıllarını dağlarda geçirmiş olanları, Rektörleri, Profesörleri, öğretim üyelerini, Çağdaş yaşamı destekleyenleri, ilgili dernekten burs alan öğrencileri alıp götürüyorlar.
Dünya çapında saygınlık kazanmış bilim adamını,
Binlerce çocuğa burs sağlayan 74 Yaşındaki hasta kadın bile soruşturma geçiriyorsa, bu durum sözün bittiği noktadır.
Alınanların da durumlarını zaten hepimiz endişe ile takip ediyoruz…
Suçlarının ne olduğunu bile bilmeyen insanlar aylardır tutuklu ve sağlıklarını yitiriyorlar. Hastaneye sevk eden doktorlar hakkında bile soruşturma açılıyor.
Ortalığa tam bir belirsizlik ve karmaşa hakim…
Sonuç olarak, insanlara korku salındı, susturuldu, sindirildi.
Toplum vicdanında derin izler bırakan bu gidişatın, nerelere varacağını kimse kestiremiyor.
Yaşam koşulların ne denli ağır ve süprizlerle dolu olduğunu,
Mahatma Gandi şöyle anlatmış hayatı.
“Tek bir gerçek vardır orada; o gerçek yaşanır.
Adı: 'ÖLÜM' dür.
Kimi yaşar öylesine; ölse de ölüdür, ölmese de...
Kimi yaşar doyasıya; ölse de diridir, ölmese de...”
20.04.2009
SABRİ KAYACIK
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder