20 Aralık 2010 Pazartesi

HAYVANLAR ve İNSANLAR

HAYVANLAR ve İNSANLAR

Önce, Karadeniz sahillerinde turlayan beyaz balina “AYDIN” ile tanıştık.
“Bir balinamız oldu” diye ulusça günlerce sevinip mutlu olduk.
Sonra, Ege kıyılarında Datça limanı yakınında fok balığı “BADEM” imiz oldu.
Gazetelere manşet haberlerdeydi kaç kez.
Onu tedavi bile ettirdik.
Hatta rehabilitasyon merkezinde özel yöntemlerle doğal yaşamına alışmasını sağladık.
Almanların sevgilisi, yavru kutup ayısı KNUT’u TV lerde izleyince gözyaşlarımızı tutamadık.
Annesinin terk ettiği yavruyu sahiplendi bir insanoğlu. Onun hem anası, hem de babası oldu.
Yeri geldi onu biberonla besledi. Yeri geldi o soğuk havuzda birlikte oynaştı. Yeri geldi çimenlerin üzerinde boğuştular. Sonunda, o kutup ayısının hatta kalmasına ve sağlıklı büyümesini başardı insanoğlu.
Aslında tüm dünyanın sevgilisi oldu Knut. Çocuklar başından ayrılamadılar.
Nihayetinde, peluştan oyuncaklarını yaptılar da o şekilde gönlünü alabildiler çocukların.
Herkesin bir Ayısı oldu yani!
Bekir COŞKUN’un PAKO’sunu da unutmadık hani.
Pako’nun ağzından yazılmış az yazı okumadık. Onun sayesinde öğrendik hayvan sevgisini.
Hayvanların da doğanın bir parçası olduğunu, onlarsız bir dünya düşünülemeyeceğini anladık.
Onların da analık ve babalık duygusu taşıdıklarını, yavrularının karınlarını doyurmak, onların güvenliğini sağlamak için nasıl da kuvvetli içgüdü ile koruduklarına tanıklık ettik.
Gelibolu ve Foça limanına sığınmış Pelikanları evlat edindik.
Eminönü Yeni Camii önündeki güvercinlere yem atmak en büyük keyif idi.
Kışın karda penceremizin önüne konan serçeleri ekmek kırıntıları ile besledik.
Kanadı kırık leyleği kendi ellerimle götürmüştüm veterinere.
Atmaya kıyamadığımız tavuk kemiklerini ta Bursa’dan getirip komşunun köpeğine vermiştik.

Bir yandan, birileri hayvanlara böyle davranıp, onlarla dost olurlarken,

Diğer yanda, inanç uğruna, kesip, kan akıtmak için, ellerinde satır koyunların, kuzuların peşinden koşuşturanlar, onları taşlayanlar, kaçmasın diye, bir dozerin kepçesine, danayı arka ayağından asıp, baş aşağı saatlerce bekletenler, de insan.
Öte yandan, Kanada hükümetinin 325 bin fokun sopalarla vurularak öldürülüp, kürklerin alınmasın izin vermesine ne demeli.
Bu durum insanlık ayıbı değil de nedir?
Şunu iyi bilmek lazımdır;
Bir ülkenin uygarlık dünyasındaki yerini belirleyen kriterlerden biri de, o ülkenin hayvanlara nasıl davrandığıdır!

Hâl böyleyken, can dostlarımıza, derdini söyleyemeyen, meramını anlatamayan, yalnızca gözleriyle, bakışlarıyla bir şeyler anlatamaya çalışan can dostlarımıza her zamankinden daha itinalı, daha güzel davranıp, uygarlık âleminde hak ettiğimiz yeri almalıyız!

26.09.2008 Sabri KAYACIK

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder