TÜRK KAHVESİ
Turkish Coffee
Sabri KAYACIK
Sabrikyck@gmail.com
Yıllardır görüşmeyen iki dost karşılaştıklarında, eski günleri yadetmek için şöyle derler;
“-Ehli keyfin keyfini ne tazeler?
-Temiz elden taze pişmiş çaylar tazeler dostum.”
deseler de; konumuz çay değil, “Kahve.”
Gönül ne kahve ister ne kahvehane
Gönül sohbet ister kahve bahane
Biz ne kahveler gördük!
Espresso, Cappuccino, filtre kahve, buzlu kahve, alkollü kahve, 2’si, 3’ü, hatta 5’i bir yerde olanı bile var. Hatta, bunların fındıklısı, karamellisi, vanilyalısı, nanelisi, bademlisi, Nescafe, Jacobs ve diğerleri.
Onların nesi varsa var. Bizim bir kahvemiz var ki; ona da “Türk kahvesi” derler. Hani en saygın konuklarımıza ikram etmekten onur duyduğumuz ve 40 yıl hatırı olan kahve. Türk kahvesi.
Kahve ile İlk olarak Kanuni Sultan Süleyman zamanında (1556 yıllarında) tanışılıp,
Günümüze kadar gelmiştir.
Dünyaca ünlü kahvemiz, Arabica türü kahvenin tecrübeye dayanan sürede kavrularak, kendine has aroma ve nefasetini korumasıyla sağlanır, ince öğütülerek satışa sunulur.
Eskiler daha iyi bilirler. Kahveyi, o zamanlar çoğu insan evinde kendisi kavurur ve çekip öğütürdü. Nefasetini uzun süre muhafaza etmesi için de, özel hava almaz kavanozlarda saklanırdı.
Şimdi bile, her evde Türk kahvesi için birkaç takım “kahve fincanı koleksiyonu” bulunur.
Kahveyi ikram ederken hangileriyle servis yapılacağı, ev sahibesi tarafından, misafirin ağırlığına göre belirlenir. Kahve, isteğe göre, sade, az şekerli, orta şekerli, şekerli ve yandan çarklı (şekeri yanında) hazırlanır.
Türk kahvesi hazırlamak öyle kolay ve herkesin yapabileceği bir iş değildir. Bu iş, ciddi bir yetenek ve tecrübe gerekir.
Şöyle ki; esaslı bir kahve hazırlamak için, kireçsiz su, bakır cezve, köz ateşi, taze ve ince öğütülmüş kaliteli kahve ve ince zarif fincanlar gereklidir.
Cezveye, kaç kişilik kahve hazırlanacaksa o kadar sayıda fincan kireçsiz suyu koyarız. Her fincan için iki çay kaşığı dolusu kahve ve istenilen miktar kadar şeker ilave edip, mümkünse közde, değilse kısık ateşte sabırla hafif şekilde karıştırılır.
Kahve köpürdüğünde, köpükleri fincanlara eşit olarak dökülür. Bir taşım daha kaynatır, fincanları tamamlar, gümüş tepsi içinde yanında yarımşar bardak su ile birlikte servis yaparız.
Bu şekilde hazırlanıp sunulan kahvenin köpüğü, üç içimden sonra bile kahvenin üzerinde halen duruyorsa, ona “Atatürk kahvesi” derler.
Kahveler içildikten sonra, fincanlar öyle hemen toplanmaz. Fincanlar kapatılıp, telvesi soğuyana kadar beklenir. Ağzı laf yapan işin ehli tarafından kahve falına bakılır. O da anlatmaya; Üç gün mü desem, beş gün mü desem diye başlar. Yılları, yolları, beklentileri, düğün zamanını, kıskançlık durumlarını, kısmetleri, ev alımını, düşmanları, dedikoducuları bir bir sayar.
Şile’de, esaslı Türk kahvesini 60’lı 70’li yıllarda, Üsküdar caddesindeki Üç Kardeşler Kıraathanesini işleten rahmetli Hüsnü amca pişirirdi. Zaten ondan sonra közde kahve de tarihe karıştı.
O zamanlar ilk okula giderdim. Büyükler evde kahve içerlerken merak edip biz de isterdik. Onlar da bize “Çocuklar kahve içmez, içerlerse arap olurlar.” derlerdi.
Bu beyaz yalana hiç inanmazdım doğrusu.
Okul çıkışında, kimseye söylemeden Hüsnü amcanın kahvesine gider, usulca kulağına fısıldardım. O yaşlı, ben çocuk, utana sıkıla, “Hüsnü amca, bana bir fincan şekerli kahve yapar mısın!” derdim.
O da bana, “Otur şuraya bir kenara bekle biraz” derdi. İlişip bir kenara sabırla beklerdim . Beklerken de hem etrafı, hem de çaylarını, kahvelerini içen, kendi aralarında sohbet eden, çenelerini bastonlarına dayamış, namaz vaktini gözleyen yaşlıları gözlemlerdim.
Hüsnü amcanın pişirdiği kahvenin lezzeti apayrıydı ve onun elinden kahve içmek ise bambaşka bir keyifti.
( “Şile Gazozu” Üreten, Gazozcu Arif amca ile anıları da, başka bir zaman anlatırım.)
Şimdi, tüm sorunlarınızı ve Cumhurbaşkanı şu mu olacak, bu mu olacak tartışmalarını bir kenara bırakıp, kendinize ve eşinize okkalı bir kahve hazırlayın.
Eskilerden anlatın biraz. O günleri hatırlayın. İki damla yaş damlasın gözünüzden.
Değil mi ama, neydi o eski günler...?
Not: Siz, siz olun, sakın Yunanistan’da “Türk kahvesi” istemeyin. Zira, orada Türk kahvesinin adı “Yunan kahvesidir.”
Sabri KAYACIK
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder