20 Aralık 2010 Pazartesi

DOSTLUK

DOSTLUK
Sabri KAYACIK

Dostluk, arkadaşlık gibisi yok!
O gün neler mi oldu?
Aslında şaka gibi, hepsi aynı güne denk geldi.
İlk önce, Timur bey, eşi Ülkü hanımla birlikte geldiler. Ülkü hanımın elinde bir tabak kabak çiçeği dolması.
- “Sabri bey, bunu size getirdik!” demezler mi? Aman tanrım zaten çok severim o kabak çiçeği dolmasını.( Onlar da bilirler bunu zaten. ) Bir anda gözlerim ışıldadı, tuhaf oldum. Şaşırdım, ne diyeyim. Zaten dükkanda dünya kadar da müşteri var ki; benim o anki şaşkınlığıma, sevincime şaşmış, benim hareketlerimi izliyorlar. (Tabii, detayları anlatmıyorum. Anlatırsam yanlış anlaşılırım diye korkuyorum doğrusu…)
O, benim için en özel yemeklerden biridir. Ve ben dostlarıma onu anlatırken şöyle derim; “Birkaç çeşit yemek ve tatlı vardır ki; onlar diğerlerine benzemezler, çok özeldirler: Kabak çiçeği dolması, yaprak sarma, içi ceviz ile doldurulmuş incir tatlısı, közlenmiş patlıcan salatası vs. Bu yemekleri; yalnız ortamda, pencere ve kapılar kapalı, kimsenin seni rahatsız etmeyeceği ıssız, sakin bir ortamda, her bir tek lokmanın keyfini çıkara çıkara, tadını ala ala, hiç acele etmeden yemek lazım. Belki, fazla abartmış diye düşünenleriniz de olabilir. Neyse bu fasılı kapadık.
Az sonra Nehir sitesinden Kemal abi geldi. Elinde bir poşet üzüm. Sitedeki asmasından toplamış. “Al Sabriciğim bunlar sana!” dedi. Onlar da ne öyle, kocaman salkımlar; her biri öküz gözü kadar iri, beyaz üzümler. Tabağa koyup yıkadım, bir tane attım ağzıma, aman tanrım! Kütür kütür, sulu, tatlı, nasıl lezzetli anlatamam. Her bir tek üzüm tanesi, emin olun hiç abartmıyorum; cevizli Antep baklavası. “Yani bu kadar olur.” dedirten cinsten. Öyle bir dalmışım ki, ne kadar yediğimi bile bilmiyorum.
Peşinden, yine İstanbul- Bakırköy’den dostum, Erdinç bey geldi. Elinde, Eminönü Tahmis sokaktaki Mehmet Efendi Kuru Kahvecisi’nden aldığı bir paket kahve. Bana verirken, “afiyet olsun, senin kahveyi sevdiğini biliyorum, keyifle içersin” demez mi?! Şaşırdım, “Yahu bu gün neler oluyor?” diyemeden, elinde postit, Fethi abi bana uzatıyor, not yazmış: “Alman ARD televizyonu 21:15 Cumartesi konserini kaçırma!” yazıyor notta. Yani, bu kar mı olur?
Akşam da, müzisyen Bülent bey elinde gitar içeri girdi. Dükkanın arka tarafında hem çaldı, hem söyledi, biz de ona eşlik ettik. Bu da, bütün gün yaşadıklarımızın üzerine kaymaklı ekmek kadayıfı oldu.
Ertesi gün de, haber geldi. Kızım, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi’ni 495 kişinin içinden 7. olarak kazanmış. Eşimle birlikte ne kadar çok sevindiğimizi anlatamam.
Bizlerin bu sevicini paylaşan, Muharrem, Mehmet, Avni, Kemal, Erdinç, Utku, İsmet (hoca), Nihat, Baysal, Bülent beylerin, Esra, Lütfiye, Betül, Yasemin, Nejla, Hürmüs, Elçin, Sabiha, Ülkü hanımlara, kızımın mezun olduğu, İstanbul Avni Akyol Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’ndeki tüm öğretmenlerine (Biri hariç) ve adlarını yazamadığım daha nice dostlarımıza sonsuz teşekkürlerimi, sevgilerimi ve hürmetlerimi sunarım.
Onlar benim gerçek dostlarım. Ben onlara güveniyorum ve hepsini çok seviyorum.
İşte “Dostluk” bu!
Robert BOSCH; “İNSANLARIN GÜVENİNİ KAYBETMEKTENSE, PARA KAYBETMEYİ TERCİH EDERİM” diyerek, dostluğun önemini çarpıcı bir şekilde vurgulamıştır.
Sabri KAYACIK

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder