20 Aralık 2010 Pazartesi

KAHKAHA

KAHKAHA

İnsan için bir ilaçtır kahkaha. Tıbbi bir açıklama yapmak haddim değil ama kahkaha atan insan içindeki gerginliği boşaltır, sinirleri gevşer, sanki yenilenir. Basit bir anlatımla kahkaha insana bahşedilen pozitif duygulardan birisidir. Sanki kahkaha, içimizde istemeden biriken fuzuli elektriğin dışarı fırlatılmasıdır.

Ancak ne var ki; içimizden geldiği gibi kahkaha atmaya bizim kültürümüz pek izin vermez. Toplum içinde katıla katıla gülen insana, kadın olsun erkek olsun, iyi gözle bakılmaz. ’Ne öyle karı gibi kıkırdıyorsun’, sözü bazen açıkça yüzümüze vurulan, bazen bir bakışla ima edilen aşağılık bir yaklaşımdır. Basit bir cümlenin içine hem kadına, hem erkeğe hakaret sığmıştır. Doğanın bizlere armağan ettiği gülme ihtiyacı ve ardından gelen tüm olumlu mesajları kendi ellerimiz ile yarattığımız sosyal hapishane bizden esirger.

Üstüne üstlük, bir de yaşanan sözüm ona modern hayatın tepemize bindirdiği baskı, çevremizde gülmeye değer ne varsa elimizden alınması hayatı iyice kahkahadan uzaklaştırıyor. Kahkaha ihtiyacımızı; ya bir TV dizisi çerçevesinde evimizde yalnızken, ya bir sinema veya tiyatroda karanlık bir ortamda gideriyoruz. Gülünç olanı, komik olanı, güldüreni günlük doğal hayatın içinden iyice çıkarıp, sanal bir ortama taşıyoruz.

Sosyalitenin kahrolası öğretisi ve sırtımıza yüklediği ağır yükler günlük hayatın içinden kahkahayı söküp atıyor. Halbuki günlük hayatın içinde gülmek için -alay ettiğimiz aptallıkları ayrı tutuyorum- o kadar çok doğal olay var ki!

Sokakta gözlerini gözlerinize dikip telaşla size bakan, sonra da birdenbire önüne yuvarladığınız bir gazoz kapağı ile iki patisi ile oynamaya başlayan yavru kedicik sizi güldürmez mi?

Güldürmese bile gülümsetmez mi?

Ördekler gibi yalpalayarak yürümeye başlayan, abuk subuk gürültüyü konuşma zanneden iki yaşındaki yeğeniniz komik değil midir?

Küçük olan, yavru olan her şey içinize heyecanlı bir mesaj yollamaz mı? Başkalarının ciddi sorularına dalgınlıkla verdiğiniz saçma cevaplar gülmeye değmez mi? Yolda yürürken sırf dikkatsizlikten bir taşa çarpıp tökezlediğinizde kendi kendinize ‘sersem!’ deyip gülmez misiniz? Ama yine de kendi kendine gülenlere de ‘tamam bu kafayı sıyırmış!’ diye takılmaz mısınız?

Esprilerinin tadına varılmayan, yaptığı keskin gözlemler ve kullandığı terimler ile bizleri kahkahaya boğan dostlarınızın hep yanında olmak istemez misiniz? Onlar size görüştüğünüz kısa sürede kocaman bir pozitif enerji yüklemezler mi?

Hayatın hep olumlu yönlerini gören, kızılacak bir olaya bile komik bir kulp takan, bardağın hep su dolu yarısını vurgulayan insanlara özenmez misiniz?

Kahkaha, karın doyurmak kadar basit ama,gerekli bir ihtiyaçtır.
Peki öyleyse, kahkaha atmak ihtiyacımızı nasıl temin edeceğiz?
İşte, bunu biz bulacağız!
Hayatın çok basit ama zevkli ve komik yönleri var. Asıl olan onları görebilmektir. Ben çocukluğumda, doyasıya kahkaha atamadım doğrusu, eminim ki pek çoğunuzda aynı durumdaydı. Yaşadığım sosyal çevre ve zamanın kültürü, buna izin vermezdi, dolu dolu gülmek en büyük ayıptı hatta hafiflik ti. Ağzımız kapalı vaziyette gülmeye çalışırdık ta patlardık o şekilde. Yine de azar işitirdik büyüklerimizden.
O günler geride kaldı,
Ne olur, bir avuç tebessümü ve ağız dolusu kahkahayı kendinizden esirgemeyin!
Hadi şimdi patlatın kahkahayı…
Sabri KAYACIK

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder